beyond.

nothing gold can stay.
Posts I Like
Who I Follow

I wished that I was content with my life; that even though I didn’t know the answer to my question, that even though I might never know the answer, this pain in my heart would leave.

I wished and wished.

29, Adena Halpern (via creatingaquietmind)
Life was too short to be with someone who wasn’t quite right, someone who made you think more than they made you feel.
Anaïs Escobar (via middlenameconfused)
I don’t know if I should care for a man who made life easy; I should want someone who made it interesting.
Edith Wharton (via middlenameconfused)
her sey guzel de birisine blogunun adresını nasıl verıyorsun cok merak ettım :) ılk seferde dogru anlayanı alnından opup muzeye koymalı :)
jjeejjuunnee jjeejjuunnee Said:

tumblr adresimi birine soyleme geregi hic duymadim bugune kadar ama her yerde jejune nikini kullandigim icin, jejune ama butun harflerden iki tane derim taniyanlara. tanimayanlara direkt yazarim. mesela. bilmem ki. cidden simdi bana da sacma geliyor tabii jjeejjuunnee.

33 plays
Raised by Swans

ne zamandir aklimda benimkilerden daha akillica dizilmis kelimeleri, kendiminkilerle karistirmak var. lafi biraz uzatacagim, otur istersen.

ojelerimi sildim. ne zaman bitsin istesem yaptigim gibi, ojelerimi sildim, tirnaklarimi kestim. kurtulabilecekmisim gibi, kestim. dusa girdim, yanindan gectigim her seyi sildim, (Beni yaz taklidine kendini iyice kaptirmis bir sonbahar sabahinda yarim biraktigin içindi demediklerim. Sen susuyor ve uyaniyordun. Hep ayni yorgunlukla musluklari açip kapiyordum. Yikadikça daha da derine isleyen boslugu ellerimin.) kotu yazilmis kuflu film karakterleri gibi, aklima gelen her seyi temizledim.

ayni sarkiyi yirminci kez dinledim. 

durduk yerde bitiveren sehirler ve gereginden kisa sarkilar yuzunden belki bunca huzun.

(Hiçbir seyi unutamiyordum nasil olsa, beni unut istedim. Kendimi tekrar edisimi, saplantimi, bekleyisimi, küfrümü ve küflü hüznümü. Baskalarindan bana bulasan bu hissizlik ve tortular.) onlarca ojenin arasindan yesil olani sectim sonra. o an elimden gelse duvarlari da yesile boyardim, kiyafetleri, camlari ve kendimi. kime ne anlatmaya calisiyordum, saclarimin yesil oldugu da oldu. degistirmedim, sirf oyle gorsen hic sevmezsin diye. (Rüzgâri bile dokunmuyor bana. Beni öyle bir geride birakmis.) hatta belki nefret bile ederdin, ve bir sey, herhangi bir sey olurdu sonunda, hicbir yere sigmayan yoklugunun icinde minicik de olsa bir parilti. (Ben sana bir sey birakacaktim, bakip bakip aglayacagin. Bu duvarlarin rengi ve los isiklarla küstürecek seni. Baktiginda beni hatirlayacagin ne çok sey olacakti da, ben sana bir sey birakacaktim, kaldi yarim.)

en cok sevdigim ‘o zaman eben’ tavrimi cikarip kenara koyabilsem. cunku belki ben yokken sen kapanisa ulasamayan konularin insanlar uzerindeki etkilerinde uzman olmussundur. (Basini çevirip sag omzunun üzerinden bana bakmani umuyordum. Vedalar böyle olmali. Ben böyle istedim, olmayacagini bildigim için.) belki ben yokken birini benim seni sevdigim kadar sevebilmissindir. (Beynimi bozguna ugratan bir matkap sesi gibi seni sevdigimi inkar etmeye çalismak. Inkar ve itaat ile kaynatilmis onca hissizlik.) ben her gun, biraz daha zor uyurken, belki sen uykuya dalmayi bile - (Sen, simdi biraz terli, uyuyorsundur. Duvarlarin bana ne uzak. Bana ne uzak tahmin bile edemedigim solugun, sicak.)

yemek yaptim, kotu yazilmis rolumun en islevsel haliyle. her sey iyi giderken hayati neresinden tutacagimi bilemiyorum, sofrayi oyle birakip kalktim. (Bana hatirlattigin mutluluk hissini de alip gidiyor olusuna güceniyorum son günlerde. Kendime üzülecek bir seyler bulmak konusunda bu ülkede bir numaraydim belki.)

dun sildigim mendillere tekrar siliyorum yuzumu, basucumdan atmaya zahmet etmiyorum icimi. (Sonra ne olurdu bilemezdik diye gidebildik, simdi biliyorum. Her seyi biraz geç fark edebildim, belki böyle istemissindir. Ne dilemistim köselerde, farkinda olmayi.)

sesini duydugum sureden uzun zamandir, sadece hatirliyorum. (Seni görebilecegim tek bir pencere bile yoktu. Asla önümden geçmeyecektin. Asla geçmeyecektin. Sonsuza kadar tasiyacagim sahipsiz bir yara olacaktin. Sol elime bulastirdigin yalnizlik ve sag elime tutusturdugun atesli silah; kalbim.) haksizlik ediyorum, ben hep birilerine haksizlik ediyorum. (Kime baksam bir geçmis görüyorum, kime baksam oraya buraya siçramis tutunmaya çabalayislari onlarin. Bense tutunamiyorum, seni birakamadigimdan.) cogunlukla kendime. bir de icimi acip bakanlara, yok kalmadi diyemiyorum, benden yok ama baska rengi var, ister misiniz? faturayi senin adresine yolluyorum, ne kadar cok can yakarsam o kadar kabariyor, postaciya tembih ediyorum, ‘benden oldugunu soyleme’. (Birilerinden bahsedip, aciyarak; benim omzum degmez kimsenin omzuna, orada bir bosluk var, sürekli genlesen bir seylerle dolu bir bosluk.) yalnizlikla sinamiyorum kendimi, (Ayrica o sarkilar da kahrolsun, bana kimi sevdigimi unutturdular. Bana hangi histen kaçtigimi, kendimi neresine saklayabilecegimi kimsesizliklerin.) hala hayatta oldugumu tek hatirlatan koridorda ismimin yankisi oldugundan belki, her soylenisi birbirinden farksiz - uzaklastikca. tinisinda sevgi ve bana dair ufacik bir umut olan bir suru ses ve benim kendimi her seferinde daha guzel kandirmalarim. (Tepetaklak bir sehirde kimsenin kimseyi sevemeyecegini çoktan fark etmistik, simdi bir daha altini çizelim. Birbirine baglanmis onca razi gelmek arasindan adinin bas harflerini seçmeye çalismamdi belki en büyük saflik.)

(Bir basi sonu olmayislik ve saadetsizlik. Kimseye söylenmemis sevgilerin kendine sapladigin dikenleri.)
 bunca huzursuzlugun, bunca huznun, bunca anlatamayisin bir sebebi olmali. kiziyorum, kendim gibi - kirik kirik, ufak ufak kiziyorum. kendimden cevirdigim oklari elimde olmadan sana - kufur ediyorum, cok kufur ediyorum. (Sonra sonra hatirladim seni nasil diledigimi. Iyi olmani. Bundan baska bir sey yoktu. Sürekli iyi olmani.) biri sorsa, siki giyinse bari diyorum, hava soguk.

ne gerekiyorsa yaparim, baskasi yazsin artik benim yerime. (Beni kendine kinle yapistirdin, bunu affedemedim.) baskasi ozlesin, baskasi dusunsun, baskasi gorsun ruyalarinda. baska bir akla tasinsin aklimda ne varsa. insan bitemiyor, ben kavonozun dibinde az kaldim. (Tanrim susmak ne zor. Susturmak ne zor. Telsize karisan diger sinyallerin arasinda istedigimi senin sesinden duymayi ummak da zor. Umut ne zor, unutmak ne zor. Neler konustum seninle hiçbiri mi önemli degil artik? Bosluga saçilmis bir kaç özensiz cümle öbegi. Hepsi bu mu?) eskisi gibi degil, melankolimle mutluyum, beni birakin siz gidin degil. mutsuzluktan oluyorum, biri beni, biri bunu, biri alsin burdan. (Benim, üzerine hiç düsünmedigim yalanlarim vardi. Üzerine düsmekten çürüyecek yanim kalmamisti.)

cok oldu, ben her seyi kaybedeli kimsenin hatirlamayacagi kadar cok oldu. tedirginlik, huzursuzluk ve endise aklimin icinde gecirdigim onca ayin ozeti. bir yerinden cekistirip bir saniye olsun rahat bir nefes alamamanin sonucu hep bunlar. sikintili, tutuk ve rahatsiz tum nefes alis verislerim. bazen panik ataga giris niteliginde, verdigim nefesi geri alamayislarim. bunaltici, kaygili ve hastalikli kendime bile anlatmayi beceremedigim dusuncelerim. (Gitmek de zor diğer her şey gibi. Nefes almak ve unutmak. Nefes almak ve unutmak. Nefes almak ve unutmak. Kendime her baktığımda neyi unuttuğumu tekrar tekrar hatırlayarak.)

(benim soylemedigim her sey; selen papur. / papur.tumblr.com
)

her gece yattigimda aklima yazilar yaziyorum. her gece daha guzelini, her sabah unutuyorum. her sarkidan ayri bir cumle secip yan yana koyuyorum yol boyunca, her muzik sustugunda, unutuyorum. hayat senden ne zaman bu kadar uzaklasti, anlayamiyorum.

hayat senden nasil bu kadar uzak?

ben yazdiklarimi hic siraya koyamiyorum. baskalari yaziyor, her seferinde kabugun altina denk geliyor, her seferinde son cumleler sekil degistirip “hayat neden ondan bu kadar uzak?” diyor. kucuk tutuyorum adimlarimi ve her gun, her gun, her gun, senden, senin icinden, senin yuzunden, senin elinden uzaklasmamak icin her seyi yapiyorum. yine de, artik duymuyorum.

bunlar hic aklima yazdigim gibi olmuyor. ne onemi var ki, icimi acsam gostersem, anlasan, ne onemi var. artik buralara koyacak bir sarki, elime alip yuzune tutacagim bir his, beni bir yere baglayan bir dusunce, duymuyorum. 

hayat nasil benden bu kadar uzak? duymuyorum.

the black heart procession - the old kind of summer
agustos 2012 

254 plays

papur:

Artık öğrendim, bir köşede denk gelemeyeceğimizi.

oh, you’ll be happy again, never fear. but you won’t forget. every time you fall in love, it will be because something in the man reminds you of him.

betty smith

telefonun her titreyişi, kutuya düşen her mail, kayıtlı olmayan numaralardan gelen aramaların hepsi, beklenmeyen tüm çalışları kapının, gece boyunca tüm ihtimallere açık ekran, otobüsten inen bi adam ya da karga’dan çıkan, bunlara hemen her an midemin kasılmaları, o.

çok değil, arayıp demek istiyorum ki; ‘ölüyorum.’ hiç dolandırmadan, ‘ben ölüyorum, sen nasılsın?’. 

  • sacha: şu esnada birinci sınıflara asistanlık/mentorluk/otbok tadında bi' şeyler yapıyorum, akşam daha rahat yazabilirim, ondan sordum.
  • jejune: mentor mu oldun aniden.
  • sacha: quiz verdim, o arada facebooka koştum ahşkahkşa. tam senlik btw, ağız yamultarak "hocam, sizce de seğlincır bir başka değil mi?" diyenler mi istersin, hepsi burda, hatta tam burda yani ahşahşka.
  • jejune: hahskjdhskjf AÇILIN GELİYOM poe nun bütün hikayeleri ansiklopedisiyle AĞZINA VURUCAM AÇILIN.

Sonuna gelmişken bir takım şeyler söylemem gerekli, bir takım olamayan kişiliklerimiz için. Sen güzel ama çirkin, ben çirkin ama güzel. Elma ve armut meselesi gibi toplanamayan rakamlarımız. Zatım reyini muzdan yana kullanıyor. İlgimi çekti çünkü yönetim olarak, çoğunluğun azınlığa dikta rejimi uyguladığı demokrasi’yi seçmiş olan Muz Cumhuriyetleri. Vatandaşlıktan atıldım, kalpten ihraç edildim, sınır dışına postalandım sinirli memur beyler tarafından. Umarım posta kutunuz vardır. Umarım yerini bulur paket, boşa gitmez.
Zira iadesiz zarf atmış benim için birileri, eski birileri, yeni ikileri, müdavim üçleri.
Karanlık güçleri.
Bir kervanım ben,
Bir kervan var şimdi muhtaç suya,
İç acıtıyor, kemik sızlatıyor.
Yalnızlığa doğru göçleri.

taken from ’Ayrılık’ 
by Özgür Ekin Şahin 

on Thursday,
19 November 2009
at 22:18

Sen, şimdi biraz terli, uyuyorsundur. Duvarların bana ne uzak. Bana ne uzak tahmin bile edemediğim soluğun, sıcak. / Beynimi bozguna uğratan bir matkap sesi gibi seni sevdiğimi inkar etmeye çalışmak. İnkar ve itaat ile kaynatılmış onca hissizlik.
selen papur.

kabuk alti atislari.

papur:

      Son kullanma tarihi geçmiş düşlerin ve geriye kalan her şeyin de gerisinde; sana el sallıyorum, beş parmağım ve bir kırgınlığım var. Her şeye bulaşmıştır biraz başkasının mimikleri, biraz kesilmiş ağaçların taze kokusu. Kime baksam bir geçmiş görüyorum, kime baksam oraya buraya sıçramış tutunmaya çabalayışları onların. Bense tutunamıyorum, seni bırakamadığımdan.

      Sebebim çok oluyor kendimi parçalara bölmek istediğimde; inkâr etmeye yeltenemiyorum beni sevmediğini. Uzayan gecelerde saklambaç oynayan yeni âşık çocukların üzerinde gölgemiz geziniyor; yalnızız biz patlak yıldızlar kadar. Onlar diliyor, biz gülüyoruz dişsiz.

      Kırık kadehlerin üzerinden kendime yürürken, en çok da yanılmış olmayı dilemek… Kendime tosladığım terli sabahlar, kendimi zorladığım alış artık bunlara geceleri geçiyor sayfa sayfa. Yoksunluğun takvimini icat ediyorum böyle gecelerde. Ellerini icat ediyorum, beni sen öldür diye.

      Oturup yokluğunun köşesinden bir ısırık alıyorum, sanki yüz yıl kemirsem bitmeyecek gibi. Kanıyorum, korkmadan. Korkarsam elimi bırakırsın. Beni yokluğuna hazırlarsın, çünkü tüm iyi adamlar bunu yapar gitmeyi düşlerken.

      Sinsi sinsi gözlerimin göğünde süzülen pek zararlı gazlar gibi, ağlamak gelir, geldi mi gitmez. Bitmez yatıya kaldığı eziyet geceleri yanılgıların. Boş sokakta inler kapanan kepenklerin sesi. Akşam oldu, akşam oldu. Akşam oldu, akşam oldu; eve dönmen lazım, bana dönmen lazım.

      Sana tutuşturulmuş sayfalar, kemirilmiş kalemler, tavşan uykuları ve keder biriktiriyordum. Şurada bir yerde. Şurada bir yerde, bir kolum vardı, yokluğunun yetim gibi yapıştığı, kangren. Şurada bir yerde. Şurada bir yerde, bir sesim vardı, ismini hiç duymadığın bir gezegen.

      Süzülen bir tüy gibi pis ve işlevsiziz. Onlar bizi güzel sanıyor, afili düşelim. Tüm bu görünenler yalnızlıklarımızın çok sevimsiz reprodüksiyonları. Herkes birbirimiz için ölüyoruz sansın, bırak! Söylemeyelim. Kimse defalarca öldürüldüğümüzü bilmesin.

  • jejune: bugun yurudugum yollardan, burdan ebeme yok olur, ki benim ebem yok.
  • sonat: ebesiz doğum olmaz pınar.
  • jejune: neden olmasin lan doktor tutmus cikarmis iste, zaten yarim saat surmus.
  • sonat: yok abi orada bence bir yanlışın var. sen kesin bir kıllık yapmışsındır. doğmak istememişsindir saatlerce. yok oda küçük. bu oda niye emre kokmuyor. niye böyle ıslağım. niye çorabım yok. şimdi ta eve kadar beni götürecek misiniz diye diye yemişsindir oradakilerin beynini.
  • jejune: AHAHAHAHAJSKDHSJKHFKJASHDGJKHDKJFHGKJDFH

selen yazdıkça ben ağlıyorum. ben ağladıkça selen yazıyor. aynı şeyden mi bahsediyoruz ondan bile emin değilim oysa.

papur:

    Hepsi birden ötmeye başlıyor, ben tam sana aşktan bahsediyordum. Doğanın en geveze günündeyiz, yaz ensemden akıyor. Gün batımına karşı, limanda tokuşmuyor şişelerimiz, ellerimiz tutuşmuyor. Durmadan gemilere bakıyorsun ama kaçmana izin vermeyeceğim.

    Bana söyleyemediklerinin naftalin kokusunda biraz mide bulantısı biraz baş ağrısı sıkışmış. Uçuşmayan ne kadar kelebek varsa hep sıkı sıkıya kapalı dudakların yüzünden. Sevdiğim, görüşmeyeli eskimişsin. Gözlerinden fışkıran seni seviyorumlar kırışmış.

    Ayrıca o şarkılar da kahrolsun, bana kimi sevdiğimi unutturdular. Bana hangi histen kaçtığımı, kendimi neresine saklayabileceğimi kimsesizliklerin. Kimi kimsesi olmayanların kendilerine yaslanmaları gibi, güneş batıyor. Sen hala gemilere bakıyorsun.

    O adalarda başka hatıralar var. Senin ellerinin dokunmadığı ağaçlarla çevrili bahçelerde başkaları gülüşüyor. Sen kendine bir mektup yazmışsın, imzanı da avucuma bırakmışsın. Ne mi yaptım? Martıları saydım. Kurbağadan korktum, susadım, seni unutmayı denedim.

    Seni uyutmayı denedim kesintisiz kelimelerimle. Belki gidişin ertelenir. Belki düşün uzun sürer. Belki bir kâbusun korkusunu atamazsın uyanır uyanmaz üzerinden. O gemi de seni almadan gider. Ezip ellerinin öfkesini hep bir kayaya çarptığım ayaklarımla, kibrini tekmelerim.

    Ben bu kirpikleri ve kelimesiz galibiyetleri başka bir ülkeden getirdim, sen daha konuşmayı bile sökmemiştin derim. Hangi harfi sırtıma saplayıp gidebileceğini düşünüyordun ki derim. Tırnaklarım anılarımız kadar körelmiş olsa da, sende derin bir iz bırakırım derim.

    Ve sen baş ağrıtan lambaların ışığında; sandığından daha sandık lekeli, daha lime lime… Yangından yeni çıkmış tepeler gibi çıplak ve kimsesizsin.  Kediler titrerken uykularında, seni hangi günde unuttuğumu bulmak için sensiz gideceğim.  Sen de hangi devirden kaldığını bile hatırlayamadığın dürbününle, gelip geçen gemileri izle.